Decalogue 6-Platonik-Bir Aşk Üzerine Kısa Bir Film

by - Şubat 04, 2016

                     

Klasik İbranice ve Latince dillerinde On Emir anlamına gelen Decalogue, dini inanışa göre, Sina Dağı'nda Tanrı  tarafından 2 taş tablet üzerinde verildiği söylenen bir dizi dini ve ahlaki öğretiler bütünüdür. Bu öğretiler şu şekildedir;
•Karşımda başka ilahların olmayacak.
•Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.
•Yehova'nın, Rab'ın ismini boş yere ağıza almayacaksın.
•Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün efendin Rab'e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı.
•Babana ve anana hürmet edeceksin.
•Öldürmeyeceksin.
•Zina etmeyeceksin.
•Çalmayacaksın.
•Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın.
•Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.
    Toplam 10 bölümden ve her bölümü 55 dakikadan oluşan “Dekalog” (1989), hem alışılmadık süresi, hem izleyicisine verdiği mesajlar, hem de bunu yaparken başvurduğu özgün anlatım biçimiyle sinema tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Bu On Emir'den altıncısını Zina Etmeyeceksin'i konu alan &Dekalog Altı& 1989 bir Kiéslowski filmi. Daha doğrusu bu emirlerin hepsini kapsayan bir derlemenin altıncı parçası. &Zina Etmeyeceksin& emrini duyunca akla gelen klasik film senaryolarından çok farklı ve ezber bozan karakterlerin bolca olduğu bir film.
  Hayatımızın  ayrılmaz  bir parçası  olan ilişkilerimiz, biz hiç  farkında  olmadan toplumun var etmek istediği ilişki  türlerine benziyor zaman içersinde. İlişkide  duygusal taraf kadın, güçlü tarafın da erkek olmasi gerektiği öğretilmesi gibi. Peki bütün bu ezberleri bozacak çok  güçlü,  cesaretli bir kadın  ve aslında erkeklerin de duygusal olabiliceğini görebileceğimiz bir çift görseydik nasıl tepki veriridik? İşte  Kiéslowski bize bunu tüm  ayrıntılarıyla  gösteriyor.  
   Öncelikle  filmin hikayesinin temelinde -platonik- bir aşk  hikayesinin yattığını  söylemek  lazım. Hikayenin merkezindeki iki karakterden birisi Tomék adlı, sarışın, henüz ondokuzunda gencecik bir çocuk, diğeri ise Magda, güzel, cesaretli, toplumun yaratmak istediği  kadın karakterinden çok  farklı  kumral, uzun boylu bir kadın. Film, kadının postahane gişesinde çalışan postaci çocuğa para dekontunu verirken başlıyor. Ve sonra ayakkabısı  ile uğraşan  kadını  süzerken ki bakışlarını  yakalıyoruz genç  çocuğu, 'para yok' derken de o anın  tadını  çıkarmaya  çalışıyor  ve uzun uzun inceliyor kadını. Bu sahnenin hemen arkasından  çocuğu teleskop çalmak  için  bir dükkan  camını kırarken görüyoruz  ve artık  karşı  penceredeki  sarışın  kadınının  bütün  hayatını çocuğun gözüyle görüyoruz. Onun görmek  istediklerini bizde uzun uzun izliyor ve izlemek istemediklerine de gözümüzü  kapatıyoruz. Kadının hayatının bir yıldır çocuk tarafından izlendiği  öğrenirken; çocuk daha önce  arkadaşının kadını  izlediğini  söylerken çok  rahat. -Sürekli olarak işittiğimiz- Namus kavramını  altüst  eden o bakışını  unutmak çok  zor. Sevdiği kadını eve mahpus edecek olan o muhafazakarlik-korumacı erkek duygusundan arındırılmış bir bakış idi.
Bu durumda karakterlerin yaşadığı  mahalleye biraz değinmek gerekebilir. Koca koca binaların bulunduğu, herkesin herkesi kolaylıkla  gözetleyebileceği ve marketinin, postahanesinin bulunduğu bir mahalle. Binalar birbirine ne kadar yakın ise film boyunca komşu ilişkilerinin de birbirine o kadar uzak olduğunu  söylemek  mümkün. Belki de Kiéslowski şehirleşmeye çaktırmadan bir gönderme yapmak istemiştir.  
   Romantik filmlerde çok sık karşılaştığımız kadının  bir erkeğe  aşık  olup, erkeğin de bunu reddetip ben aşka  inanmıyorum demesinin tam tersini göreceğimiz bu filmde: aşkı  reddeden taraf kadın ve aşık olan taraf da erkektir. Erkek duygusallağının çok  bariz bir şekilde  gösterildiği bu film, toplumun erkeğin duygusal olduğunu gizleyip onu çok güçlü  göstermek  istemesine karşı yapılmış bir karşıçıkış denemesidir. Tomék'in Magda'yi görmek  için ona sahte para dekontları göndermesinin yanında sabahları sütçülük yapması da eklenince, ister istemez kendimizi biraz daha Magda'nın hayatı içinde, ona müdahale  ederken buluyoruz. Eve sevgilisini  çagiran Magda'yi her gün belli saatlerde izleyen Tomék, Magda'nın sevgilisi ile seviştiğini görünce gaz servisini arayıp sevişmelerine engel olmaya çalışıyor.  Tabii eğer  Tomék  bunu engellemediyse onların birleşme  anlarında da gözlerini  kapatıp  izleyemedigini kendi ağzından  duyuyoruz. Şu  ayrıntıları da gözden  kaçırmamak  önemli  bence; eve gaz servisi  geldiğinde kapıyı  açan  kişinin Magda olmasi yine ezber bozan bir hareket ve tabii kendi evine sahip olmasi ve arkadaşlarını kendi evine,  kendisine ait odasına  davet etmesi de aynı  şekilde.
                                                                                                                            Gulsuma Demir

You May Also Like

0 şîrove

Ev jî nû derketine!