Decalogue 6-Platonik-Bir Aşk Üzerine Kısa Bir Film
Klasik İbranice ve Latince dillerinde On Emir anlamına gelen Decalogue, dini inanışa göre, Sina Dağı'nda Tanrı tarafından 2 taş tablet üzerinde verildiği söylenen bir dizi dini ve ahlaki öğretiler bütünüdür. Bu öğretiler şu şekildedir;
•Karşımda başka ilahların olmayacak.
•Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.
•Yehova'nın, Rab'ın ismini boş yere ağıza almayacaksın.
•Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün efendin Rab'e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı.
•Babana ve anana hürmet edeceksin.
•Öldürmeyeceksin.
•Zina etmeyeceksin.
•Çalmayacaksın.
•Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın.
•Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.
Toplam 10 bölümden ve her bölümü 55 dakikadan oluşan “Dekalog” (1989), hem alışılmadık süresi, hem izleyicisine verdiği mesajlar, hem de bunu yaparken başvurduğu özgün anlatım biçimiyle sinema tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Bu On Emir'den altıncısını Zina Etmeyeceksin'i konu alan &Dekalog Altı& 1989 bir Kiéslowski filmi. Daha doğrusu bu emirlerin hepsini kapsayan bir derlemenin altıncı parçası. &Zina Etmeyeceksin& emrini duyunca akla gelen klasik film senaryolarından çok farklı ve ezber bozan karakterlerin bolca olduğu bir film.
Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan ilişkilerimiz, biz hiç farkında olmadan toplumun var etmek istediği ilişki türlerine benziyor zaman içersinde. İlişkide duygusal taraf kadın, güçlü tarafın da erkek olmasi gerektiği öğretilmesi gibi. Peki bütün bu ezberleri bozacak çok güçlü, cesaretli bir kadın ve aslında erkeklerin de duygusal olabiliceğini görebileceğimiz bir çift görseydik nasıl tepki veriridik? İşte Kiéslowski bize bunu tüm ayrıntılarıyla gösteriyor.
Öncelikle filmin hikayesinin temelinde -platonik- bir aşk hikayesinin yattığını söylemek lazım. Hikayenin merkezindeki iki karakterden birisi Tomék adlı, sarışın, henüz ondokuzunda gencecik bir çocuk, diğeri ise Magda, güzel, cesaretli, toplumun yaratmak istediği kadın karakterinden çok farklı kumral, uzun boylu bir kadın. Film, kadının postahane gişesinde çalışan postaci çocuğa para dekontunu verirken başlıyor. Ve sonra ayakkabısı ile uğraşan kadını süzerken ki bakışlarını yakalıyoruz genç çocuğu, 'para yok' derken de o anın tadını çıkarmaya çalışıyor ve uzun uzun inceliyor kadını. Bu sahnenin hemen arkasından çocuğu teleskop çalmak için bir dükkan camını kırarken görüyoruz ve artık karşı penceredeki sarışın kadınının bütün hayatını çocuğun gözüyle görüyoruz. Onun görmek istediklerini bizde uzun uzun izliyor ve izlemek istemediklerine de gözümüzü kapatıyoruz. Kadının hayatının bir yıldır çocuk tarafından izlendiği öğrenirken; çocuk daha önce arkadaşının kadını izlediğini söylerken çok rahat. -Sürekli olarak işittiğimiz- Namus kavramını altüst eden o bakışını unutmak çok zor. Sevdiği kadını eve mahpus edecek olan o muhafazakarlik-korumacı erkek duygusundan arındırılmış bir bakış idi.
Bu durumda karakterlerin yaşadığı mahalleye biraz değinmek gerekebilir. Koca koca binaların bulunduğu, herkesin herkesi kolaylıkla gözetleyebileceği ve marketinin, postahanesinin bulunduğu bir mahalle. Binalar birbirine ne kadar yakın ise film boyunca komşu ilişkilerinin de birbirine o kadar uzak olduğunu söylemek mümkün. Belki de Kiéslowski şehirleşmeye çaktırmadan bir gönderme yapmak istemiştir.
Romantik filmlerde çok sık karşılaştığımız kadının bir erkeğe aşık olup, erkeğin de bunu reddetip ben aşka inanmıyorum demesinin tam tersini göreceğimiz bu filmde: aşkı reddeden taraf kadın ve aşık olan taraf da erkektir. Erkek duygusallağının çok bariz bir şekilde gösterildiği bu film, toplumun erkeğin duygusal olduğunu gizleyip onu çok güçlü göstermek istemesine karşı yapılmış bir karşıçıkış denemesidir. Tomék'in Magda'yi görmek için ona sahte para dekontları göndermesinin yanında sabahları sütçülük yapması da eklenince, ister istemez kendimizi biraz daha Magda'nın hayatı içinde, ona müdahale ederken buluyoruz. Eve sevgilisini çagiran Magda'yi her gün belli saatlerde izleyen Tomék, Magda'nın sevgilisi ile seviştiğini görünce gaz servisini arayıp sevişmelerine engel olmaya çalışıyor. Tabii eğer Tomék bunu engellemediyse onların birleşme anlarında da gözlerini kapatıp izleyemedigini kendi ağzından duyuyoruz. Şu ayrıntıları da gözden kaçırmamak önemli bence; eve gaz servisi geldiğinde kapıyı açan kişinin Magda olmasi yine ezber bozan bir hareket ve tabii kendi evine sahip olmasi ve arkadaşlarını kendi evine, kendisine ait odasına davet etmesi de aynı şekilde.
Gulsuma Demir

0 şîrove