MUSTANG NE KADAR ÖZGÜR?

by - Ocak 18, 2016

        
    Bir yere ait olmayan insanın oranın öyküsünü yazma hakkı var mıdır?  Varsa anlatılan öyküye hangi gözle bakacağız ya da hangi gözle bakmayacağız. Ya da bir insan bütün kötü şeyleri konu edebilir mi öyküsüne, filmine. Nedir bir seyircinin izleme limiti? Ya da karakterlerin pısırık ise onlara vahşi, özgürlük düşkünü gibi isimler vermek ne kadar mantıklı.  Bu okuyucuyu, seyirciyi kandırmak anlamına gelir mi?
   Adını Amerika'da yaşayan ve doğada özgürce dolaşan yaban atlarından alan Mustang filmi, Türkiyeye ait olmayan (ait olmak benim için oranın kültürü, dil vb. ile büyümek anlamına geliyor)  bir yönetmenin duyduğu bir kaç hikayeyi birleştierek; kendi kafasında Fransızların da seveceği bir film yapmış olan Deniz Gamze Ergüven'e ait. Radikal'e verdiği bir röportajında, &Türkiye'ye dışardan bakan biri değilim,  kültürel olarak Fransız hissediyorum ama hikayelerim hep Türkiye hikayeleri.&  demiş. Bir insanın kendini ait hissettiği kültür,  onu kendisi yapan şeydir. Zaten insanlar arası farklar ırksal olmayıp kültüreldir ve Edward Tylor da Kültür kavramını: &Geniş etnografik anlamıyla (kültür) insanın bir toplumun üyesi olarak edindiği bilgi, inanç,  sanat, ahlak, gelenek ve benzeri başka yetenek ve alışkanlıklıkları içeren karmaşık bütündür.& olarak açıklıyor.  Buradan yönetmenin söylediğine gelecek olursak, aslında o bir Fransız ama farkında değile kadar gelebiliriz. Fransız sanatı, ahlakı, gelenekleri ve alışkanlıklıklarıyla yıllardır yaşayan bir insanın Türkiye'nin öyküsünü yazmaya, filmini çekmesine hakkının olduğunu sanmıyorum. Yazılıp, çekilecekse bile bu kulaktan dolma bilgilerle iş yapmaktan başka bir şey olmaz. Hakim olamadığın şeylere hakimmiş gibi görünmeye çalışmak! Kendince bir isim vermek gibi. Şehir efsanesi gibi bir şeyde çıkabilir ortaya. Ya da sadece göstermek istediklerin çıkar ortaya. Ve  Fransada böyle filmler gişe yapıyorsa üst üste yığ hikayeleri, nerden ne kopardıysan, kaç kişiyi ağlattıysan kâr...
Aitlik meselesini bir kenara bırakıp sadece film ile ilgili konuşacak olursak bir  sürü zor ve ağır konunun aynı anda seyirciye verilmesi, bir insanin ağzına aynı anda çeşit çeşit kaşıklarca yemek verilmesi gibi bir şey. Ne yediklerinin tadına varabilir insan ne de tam anlamıyla doyar,  hatta yemeğin sonunda bütün o yemekleri kusup hiç bir şey yememiş gibi de hissedebilir. Bir filmde ağır konular olacaksa filmin de ağır bir şekilde akması gerekmez mi? İzleyici nasıl sindirecek her şeyi, aynı anda olan düğünler,  intihar, amcanın yeğenine tecavüz etmesi. Peki Ece'nin ölümüne bile daha üzülememişken; memeleri dahi çıkmayan Nur'un evlendirilmesi de nereden çıktı? Yas tutulmuyor mu Türkiye'de? Pardon Fransa diyecektim. Bir yas ne kadar sürer ki küçük bir kasabada?  Ekranın iki saniye kararması yeter mi normal  hayata dönmek için? Ya da siyahlara bürünüp; bir fatiha okuduktan sonra biter mi yas tutma dönemi? Filmdeki bütün bu yasma tut(ma)ma çelişkilerinin Türkiye'yi temsil etmediği aşikar. Büyük şehirde yas tutmak kısa sürer çünkü hayat çok hızlıdır ve bazen üzülmeye zaman bile bulamazsın. Belki zaman bulursun, gece yatağına yattığında mesela ama onda da daha iki gözyaşı dökmeden uyuya kalma ihtimalin yüzde doksan dokuzdur.  Ama Kastamonu gibi bir yerde, küçük bir sahil kasabasında yas tutmak iki saniye değil,  aylarca sürer. Zaman çok yavaştır ve her şey sana kaybettiğin kişiyi hatırlatabilir.
    Oryantalizm, Doğu'nun geriliğinin tarihsel olmayan mutlak bir yazgı olarak algılanması  esasına  dayanır. Hayali Doğu'nun  yaratılması ve ona karşıt olarak Batı'nın  kendini yeniden var etmesidir ve bunu Mustang filmi üzerinden okuyacak olursak silah, kan ve çarşaf da eksik olmamalı bu filmden. Hatta seyircinin gözüne gözüne sokmak ve onlarca silah patlatmak lazım. Filmde patlatılan silah sayısı  kadar Fransız 'ların &haklılık  listesi&ne ekstra artı puanlar  yazılmıştır. Ve Fransızların bu filmi  ve yönetmenini desteklemesinin bir nedeni de, Doğu'ya bakışlarını haklı  çıkaracak şekilde  bir Türk 'ün bu filmi çekmesidir.
    Filmin çekileceği coğrafyaya değinecek olursak, öncelikle Kastamonu'daki hayatin böyle olup olmadığını belirtmekle başlayalım işe.  Peki kızların hepsi neden çok güzel, bir çirkin de mi olmaz arada? Ve kızların evde sürekli çıplak dolaşmaları neden? Ve daha nice cevap bekleyen sorular...
Yönetmenin Radikal'e verdiği  röportaja buradan ulaşabilirsiniz; http://www.radikal.com.tr/kultur/fransanin-yeni-turk-yildizi-deniz-gamze-erguven-1440357/
                                                                                                        Gula Dînik

You May Also Like

0 şîrove

Ev jî nû derketine!