Limon ağacı gibi kokuyoruz!
Gidiyorum, geç oldu diyorum ama cevap yok. Kulaklarına üflüyorum -bir garip olursun sen kulaklarına üflenince- sen hafiften kıpırdanıp olduğun yerden devam ediyorsun şekerlemene. Sonra yattığın yerde seni izlemeye başlıyorum.Yüzüne belli belirsiz gölgeler yansıyor. Umrunda değil dünya. Az evvel, bana,limon ağacı gibi kokuyoruz ikimiz de demiştin. Unutmadım. Kim kimi limon ağacına benzetiyor şu soğuk kış günlerinde ama sen, sen işte, bir garipsin. Hem sen kitap okurken ışığı arkana almayı seversin, yoksa o gözleri kısıp kısıp kitap okumaya çalışmak yorar seni. Ve biliyor musun, ben seninle ışığı arkama almayı ve gece vakti perdeye vuran gölgelikleri saatlerce sana dokunmadan izlemeyi öğrendim. Sana dokunmamak diyorum ya, evet sana dokunmamak. Ellerimi ensende, saçında ya da karnında gezdirmemekten bahsediyorum. Herkes dokunmanın felsefesini bilir eğer soracak olursan. Peki ya dokunmamanın?
Parmaklarım yanaklarında gezinecek olsa, hemen bir hareketlilik başlıyor sende ve bir titreme alıp seni bilmem nerelere götürüyor. Evet, nerelere gittiğini bilmiyorum sevgilim. Unuttun mu, saatlerce yürüyüp yürüyüp, bilerek ya da bilmeyerek yanlış yollara sapmıştık. Ve ben gökyüzünde ayı görünce, zamanın hayli geç olduğunun farkına varmıştım. Saatlerimizi bir iki saat geri alıp yürümeye devam mı etsek diye düşünmüştüm. Çok düşünmüştüm, çok düşündüm, çok düşünüyorum ve çok düşüneceğim.

0 şîrove