Önce Bir Durdum, Önce Bir Üzüldüm

by - Ocak 14, 2017




Benim çok az sesim titrer, vücudum titrer biriyle konuşmaya niyetlenirken. Çok korkarım yanlış anlaşılmaktan ama ölümden ve yaşlanmaktan korktuğum kadar değil.
Ve ben hiç birinin nefes alış verişine bu kadar uzun bir süre şahit olmamıştım kulağımda telefon, ama peki ya sen ona gerçekten içini döküp neler hissettiğini anlatırken ve diyeceklerim bitti ohh be! söyledim işte derken ve karşı taraftan bir tepki beklerken sadece horlama ve düzenli nefes alış veriş sesleri ile karşılaşırsan ne olur?
Koca bir hayal kırıklığı mı?
Yoksa o seni dinliyormuşçasına devam mı edersin?
Ben önce bir durdum, önce bir üzüldüm ve sonra konuşmaya, içimi sana dökmeye devam ettim. Biliyor musun bir sürü anımız geçti gözlerimin önünden (ne çok anı birikiyor farkinda olmadan), sonra Bogazici metrosuna giderken ikide bir arkama baktığımı hatırladım, kahroldum. Mp3 çalarımı açtım, müzik şahit olmalı üzüldüğüme dedim ( ben işte salak gulê, yalniz başina üzülmeyi bile beceremiyor) ve başladım yürümeye.
Hem sen beni ilk aradığında -ben uyumaya çabalarken yani- bu bir rüya mı değil mi diye çok kararsız kaldım ve telefonu nasıl açtığımı bile hatırlamıyorum. Bir ara seninle konuşmaya çalışırken ayaklarımı boşlukta sallanıyor gibi hissettim. Havada uçma ihtimalimi ve boşlukları hayal ettim. Kara delik, boşluk, uzay ve diğer bütün karanlıklar... Ve sen bana ne hissettiğini bimediğini söyleyince ayaklarım toprağa bastı, biraz yürüdüm.  Biraz yürüdüm ve yoruldum. Biraz değil çok yürüdüm. Seni sana yalan söylemediğime ikna etmeye çalışırken buldum kendimi, şaşırdım. Ben bazen şaşırırım biraz. Sana karşı hep dürüst olmaya çalıştığımı/olduğumu söylüyorum ama biraz inanmıyorsun bana ve ben senin bu biraz inanmayaşına çok üzülüyorum. Hem biliyor musun ben neredeyse ilk defa birine/sana karşı çok dürüst olacağıma, gizli bir şeyin olmayacağına kendi kendime söz verdim. Keşke bunu bilip biraz dinleseydin beni. Ya da yüzüme baksaydın bir kere bütün o masada oturuşumuz boyunca. Ne biliyim yalnız bırakmasaydın beni. Belki benim yalnız kalmamaya ihtiyacım vardı. Ahh be sevdiceğim!!
Uzun bir geceden sonra titreyen telefonun sesine uyaniyorum ve salak bir mutluluk kaplıyor içimi. Salak diyorum çünkü sonrasında bu aramaya hem çok seviniyor hem de çok üzülüyorum. Açar açmaz facebook diyorsun ve ben de  saaterce senin mesaji okuyup okumadığını dikizlemekten başka bir şey yapamadığımı ve çareyi en son dondurmakta bulduğumu söylüyorum. Sen de bana seni engellediğimi düşünüp o yüzden aradığını söylüyorsun yoksa büyük ihtimalle aramazmışsın. Ben çok üzüldüm ve biraz başım ağrıdı üzülmekten. Biliyor musun ben çok üzülünca başım ağırır, çenem tutulur ve kalbim sıkışır. En kötüsü de ne biliyor musun? Bunu bilen arkadaşlarımın sayısı o kadar az ki. Bir, iki, bilemedin üç... sen unutma, por favor! Hem insanlar beni çok duygusuz ve hissiz sanıyor. Çok hassas biri olduğumu biri olduğumu unutuyorlar beni eve yalnız goönderiyorlar buna Flàneur de dahil :/
Saat şimdi 03.35, ben bir süredir sana bu abidikkubidik şeyi yazıyorum ve sen uyuyorsun.
Uyuyamıyorum ben. Çok şey var düşünmek için ve ben aslında biraz da yorgunum. Ne dersin çıkar mıyım sabaha? Galiba hayır.

Kendine iyi bak
Gulêgulê

You May Also Like

0 şîrove

Ev jî nû derketine!